#7 Boş Ayakkabılar
Geldim be geldim!
Günler, haftalar, aylar geçti.
Sayıları binlerle ifade edilen kıymetli okurlarımdan yüzlerce mesaj aldım. Hatta artık mesajlarla yetinmeyip evimi Fax yağmuruna tuttular, inanır mısınız Fax kitlendi.
Beni merak eden, acaba yazdığı yazılar nedeniyle;
- "hakim karşısına mı çıkarıldı?"
- "tutukluluk süresi ne zaman bitecek?"
- "ulan bu çocuğu koşu mafyası tenhada bir yerde sıkıştırıp pıçakladı mı? acaba"
Gibi sayısız mesaj ve fax aldım. Hayır arkadaşlar gönlünüz ferah olsun. Ne yasama, yürütme aşamasında bir sorunla karşılaşdım ne de koşu grupları ile bir temasım oldu. Uzun zamandır yoktum çünkü bekleyen ağrılarımın çözümü ve koşu sevdamız için bıçak altına yattım.
Bu "bıçak altına yatmak" sözü oldum olası galiz bir ifade olarak yer etmiştir bende. Böylesine ciddiyet barındıran bir konunun ifade ediliş biçimi Türk Sinemasının namzet isimlerinden biri olan "Natuk Baytan" filmi adı gibi ifade edilmese keşke.
Bu yazıda çok uzun zamandır içimde birikmiş cümlelerimi "tüm çıplaklığıyla" sizlere yazacağım. Bakın yine frapan bir ifade.
Konu başlığında "Boş Ayakkabı" yazmam ve açılış fotoğrafında boş ayakkabıları koymak naif bir göndermedir, bu çok açık(ilber sesi ile). Malum "Boş Koltuk" bazı durumların ifadesinde çözüm denemesi, E bende haddim olmadan kendim için "Boş Ayakkabı" ile sürecimi ifade ediyorum, tabi ki kıyaslanmaz şeyler ama değerli okurlar bu kadar da hassas olmayacaksınız diye umuyorum. Zaten yukarıda binlerle ifade ettiğim okur sayım aslında 50-60 kişi bununda çok büyük kısmı akraba.
Beceriksiz ve kalitesiz bir yazar olsam da yazılarını duygusal bitiren, okuyucuya bir anda balyoz etkisi yapan sonlar koyan veya yazı başlığı ile yazının son cümlesini aynı yapan klişelerden uzağım. Blog yazılarımda çözüm vermem. Zaten bu blogun #1, #2, #3 numaralarını yazılarını okuduysanız asla böyle bir kapasitem oladığını da sizlere söyledim. Ben durumu anlatırım ve biraz da geyik yaparım, çıkarım ve yorumlamak okuyucunun zanaatıdır.
Bugün bir dostum aradı ve "oğlum kuruduk lan, yaz bi yazı da neşemiz yerine gelsin" dedi, abi dedim ben artık çok yazmak istemiyorum. Bunu duyunca biraz üzüldü ve "gaste mi okuyalım, yaz işte kimse okumazsa ben okurum" deyince daktilomu (ipad pro) raftan indirdim.
Parça parça ve anlamsız cümlelerin ardından sessizliğimizin nedeni olan sakatlık ve sakatlığın spora etkisine biraz daha değinerek yazının sonuna doğru dümen kralım.
Doksan güne yakın zaman geçti koşmayalı, ameliyatı da dahil edersek zor bir yaz geçti. Bu zorluk koşan insan için bitmek bilmeyen 100k yarışı gibi. Bu süreçten bile bir edinim almaya çalışacak olsam önceliğe bunu yani mental zorluk aşamasını yazarım. Ha sonra? sonrası Alçı derim. Kişinin alçı ile yaşaması müthiş zorluk. Üstelik alçı inanın sağlam ayağa bile farklı ağrılar veriyor. Yarın yine gider "bıçak altına yatarım" ama alçı konusunda tavrımız net.
Yine sinemamızın altın değerlerinden biri olan Metin Erksan'ın muazzam eseri "Susuz Yaz" dan örnek vereceğim("ulan başlarım senin sinema sevdana" diyen okurlarımın sesini duyar gibi oluyorum). Valla susuz yaz gibi bir yaz geçirdim, 70° sıcakta ayakta alçı ile yutub'dan koşu videolarını klimasız ortamda izlemek ne demek bilir misiniz? Peki ya seke seke işe gitmek? (hayır çişe değil işe).Peki şimdi? şimdi sular çekilmeye ve kara parçaları ortaya çıkmaya başladı "afrika dahil" (edebiyat edebiyat)
Önce yürümek, dedim. Kendi kendime yürümeye bi başlayım herkese tatlı alacağım dedim. Almadım.
Merdivenleri inip çıkayım benim için zafer demek! o gün herkese tatlı alacağım dedim. Almadım.
Bosu topu ve kuvvet egzersizlerine başlarsam artık neredeyse koşmaya da başlarım, hele bi o günü de geçeyim herkese tatlı alacağım dedim. Almadım.
Şimdi sırada minik koşular yapmak ve dorsifleksiyon gibi teknik engellerimi ve halâ devam eden şiddetli acıları aşmak, bunları da yapabilirsem herkese tatlı alacağım.
final: tatlı dostunuz değildir.



Yorumlar
Yorum Gönder